CHP'li Ağbaba: "OHAL resmiyette 1 yıl önce bitmiş olsa da fiili olarak yaşanmaktadır, tüm kurum ve kurallarıyla kalıcı hale getirilmiştir"




CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 20 Temmuz 2018 tarihinderesmi olarak kaldırılan OHAL uygulaması ve etkilerine ilişkin hazırladığı raporda; OHAL'in resmiyette 1 yıl önce bitmiş olsa da




CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 20 Temmuz 2018 tarihinderesmi olarak kaldırılan OHAL uygulaması ve etkilerine ilişkin hazırladığı raporda; OHAL'in resmiyette 1 yıl önce bitmiş olsa da fiili olarak yaşadığını ve OHAL'in tüm kurum ve kurallarıyla kalıcı hale getirildiği tespitinde bulundu


Konuya ilişkin olarak CHP basın biriminden yapılan yazılı açıklama şöyleydi:

GİRİŞ

20 Temmuz 2018 tarihinde OHAL resmen kaldırıldı ama maalesef günlük hayatta OHAL hala devam ediyor. OHAL'in kâğıt üzerinde kaldırılmasının üzerinden geçen 1 senede yüz binlerce kişiyi doğrudan etkileyen ciddi hak ihlalleri gerçekleşti; sistematik olarak uygulanan emek düşmanı politikalar yoğunlaşmaya devam etti. OHAL'de yaşanan hak ihlallerini ortadan kaldırma amacıyla oluşturulan OHAL Komisyonu geçen 1,5 senelik zaman periyodunda mağduriyetleri gidermek bir yana, söz konusu mağduriyetleri onaylayan bir notere dönüştü.

Böylece OHAL Komisyonu'nun KHK'lılara umut vererek onları oyalamak amacıyla kurulduğu da tescillenmiş oldu. KHK'lıların umutsuzluğa mahkûm edilmesi, intihar vakalarını da arttırdı. Bugüne kadar -basına yansıyan haberlere göre- en az 46 KHK'lı intihar etti. Pek çok KHK'lı ise umutsuzluk içerisinde intihara sürüklenmeye devam ediyor. OHAL ardından geçen bir yıllık sürede KHK'lıların yurtdışına çıkış yasağının devam etmesi de mağduriyetleri derinleştiren bir hukuksuzluk abidesi olarak varlığını sürdürüyor.

DEMOKRASİYE KHK DARBESİ

OHAL sonrası süreçte de OHAL'in olumsuz mirası Türkiye demokrasisine ve hukuk sistemine zarar vermeye devam etti. OHAL'deki kanunsuz KHK'lar, YSK eliyle 31 Mart seçimlerinde halkın iradesini gasp etti.

Erzurum'un Tekman ilçesinde HDP adayı Muzahit Karakuş ile yüzde 48,53 (5 bin 176 oy) alırken ikinci sıradaki AK Parti adayı Mustafa Ergin yüzde 46,5 (4 bin 959 oy) almıştı.

Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde HDP adayı Zeyyat Ceylan yüzde 70,34 (116 bin 369 oy) alırken ikinci sıradaki AK Parti adayı Hüseyin Beyoğlu yüzde 25,46 (42 bin 117 oy) almıştı.

Van'ın Tuşba ilçesinde HDP adayı yüzde 52,93 ile (33 bin 114 oy) seçimi kazanırken AK Parti adayı Salih Akman yüzde 39,37 (24 bin 632 oy) ile ikinci gelmişti.

Van'ın Edremit ilçesinde ise HDP adayı Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ile yüzde 53,81 (31 bin 94 oy) ile ilk sırada yer alırken AK Parti adayı İsmail Say yüzde 41,79 (24 bin 145 oy) ile ikinci olmuştu.

Van'ın Çaldıran ilçesinde de HDP adayı Leyla Atsak yüzde 53 (12 bin 713 oy) ile seçilirken Ak Parti adayı yüzde 43,43'te (10 bin 419 oy) kalmıştı.

Tüm bu belediyelerde Belediye Başkanlığı adaylıkları YSK tarafından seçim öncesinde onaylanmış ve seçim süreci, bu adaylarla devam etmiştir. Fakat YSK, seçim sonrasında yukarıda yazılı adayların seçimi kazanmalarının ardından, hukuka ve demokrasinin temel ilkelerine aykırı biçimde seçmenin iradesini adeta gasp ederek seçilmiş başkanların mazbatalarını almış ve ikinci sıradaki adaylara vermiştir. Bu kararla birlikte ilgili seçim bölgelerindeki yüzbinlerce seçmenin iradesi yok sayılmıştır. Böylece iktidar, OHAL sonrası süreçte de OHAL mirasına sonuna kadar sahip çıktığını ve OHAL'i resmiyette olmasa da fiiliyatta devam ettirdiğini bir kez daha tüm açıklığıyla göstermiştir.

Benzer bir hukuksuzluk KHK'lı Belediye Meclis Üyelerine de uygulanmıştır. Bu belediye meclis üyelerinin üyelikleri de YSK tarafından reddedilmiş ve yerlerine listede sonraki sırada olan Belediye Meclis Üyesi adaylarının üyelikleri onaylanmıştır. YSK'nın verdiği bu kararlar hem demokrasimize zarar vermiş hem de seçmenin iradesini gasp etmiştir.

OHAL REJİMİ İLE BAŞLAYAN SÖMÜRÜ DÜZENİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ İLE DEVAM ETTİ

ÇALIŞMA YAŞAMINDA Kİ 2 YILLIK EMEK SÖMÜRÜSÜ CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ İLE ZİRVE NOKTASINA ULAŞTI

Türkiye'de Olağanüstü Hal Rejimi'nin (OHAL) 20 Temmuz 2018 yılında sona ermesi OHAL rejiminin bittiği anlamına gelmemiş, aradan geçen 1 yıllık süre zarfında OHAL'in 2 yıllık bilançosu yaşamın tüm alanında etkisini hissettirmeye devam ettirmiştir. Emek ve çalışma yaşamına OHAL sürecinde gerçekleşen saldırılar kendisini OHAL rejiminin bittiği ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile yeni bir OHAL rejiminin başladığı dönemde zirve noktasına ulaşmıştır.

OHAL sürecinin fiili olarak sona erdiği 20 Temmuz 2018 yılından bugüne geçen bir yıllık süreçte;

• İzban Grevi 8 Ocak 2019 yılında OHAL sürecinde çıkan 678 sayılı KHK'ya dayandırılarak yasaklandı. Bu durumda OHAL sürecinden kaynaklı olarak yasaklanan grev sayısı 8'e çıktı.

• AKP'nin OHAL'den de yararlanarak, 2012'de yürürlüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası'nın kamu kurumlarına ve 50'den az çalışanı olan az tehlikeli özel işletmelere iş güvenliği uzmanı istihdamını 2020'ye kadar ertelemesi, OHAL sürecinin sona erdiği tarihten bugüne 1930 işçinin hayatını kaybetmesine sebep oldu.

• Kamu işçisine toplu iş sözleşmelerinde yüzde 5'lik zam sunarken, hükümet işçilere sefalet ücreti altında yaşamayı teklif etti.

• 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Asgari Ğcret Tespit Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı'na bağlı kurullara bağlandı. Devlet Denetleme Kurulu yeni rejimde Cumhurbaşkanlığına bağlı hale getirilirken sendikaların denetimi de Devlet Denetleme Kurulu'na bağlandı. Yeni rejim ile sendikaların üzerindeki siyasi baskılar arttırıldı.

• OHAL sürecinde yaşanan yasaklamalar sonucunda, insanca koşullarda çalışmak isteyen ve sendika hakkını kullanan 3. Havalimanı işçileri gece yarısı baskınları ile gözaltına alınıp tutuklandı. Tutuklananlar arasında sendikacılar da yer aldı.

• Tariş'te işten atılan işçilere destek veren DİSK/Gıda-İş yöneticilerine hapis cezası istendi.

• OHAL sürecinde de gündeme getirilen kıdem tazminatı hakkı, kıdem tazminatının BES ile entegrasyonu sağlanarak fona devredilmesi sürecini hızlandırdı. İşçilerin 83 kazanımının yeni rejimin ilk yılında yok edilmesi planlandı.

• Yeni Ekonomik Program ile açığa çıkan ve en son 11. Kalkınma Planı'nda kamuoyuna sunulan kamu kurumlarının esnek çalışma ile iş tatmini ve verimi yüksek işgücüne sahip olmaları bahanesiyle kamuda çalışan memurların iş güvencesi elinden alınması ve kamu emekçilerinin çalışma sistemi baştan aşağı değiştirilerek esnek ve kuralsız bir hale getirilmesi amaçlandı.

• 2017'den beri patronlara peşkeş çekilen İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki yağma doruk noktasına çıktı. İşsizlik Sigorta Fonu, kamu bankaları ve yandaş işverenlere adeta can simidi oldu. Ekonomik krizin gün yüzüne çıktığı 2018 yılında, işverenler İşsizlik Sigorta Fonu'na ödedikleri payın 2 katını kullandı.

• 2 yıllık OHAL sürecinde iş yeri sağlığı ve güvenliği denetimlerinin ertelenmesini isteyen zorunlu arabuluculuk uygulamasını yasal hale getirilmesini sağlayan TOBB yönetimi, 20 Temmuz 2018 tarihinden bugüne, emek karşıtı uygulamaların hayata geçirilmesi için birçok konuda taleplerini gündeme getirmeye devam etti. İşçi alacaklarında zaman aşımı süresinin 5 yıldan 1 yıla indirilmesi TOBB yönetiminin son istekleri arasında yer aldı.

• OHAL dönemi boyunca açığa çıkan ekonomik sıkıntılar OHAL sürecinden sonra da zirveye çıktı. Türkiye İş Kurumu'nun (İŞKUR) açıkladığı haziran ayı işsizlik verilerine göre, kayıtlı işsiz sayısı rekor kırarak 4 milyon 417 bin 814'e yükseldi. Geçen yıl haziran ayında kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 621 bin 565'ti. Geniş tanımlı işsizlik 8 milyonu aşarak Katar nüfusunun neredeyse 3 katına ulaştı.

• Türkiye'de ki işsizlik oranı Lübnan ve Mısır gibi ülkelerden bile daha yüksek seviyeye yükseldi. Mısır'da işsizlik oranı yüzde 8.1, Lübnan da işsizlik oranı yüzde 8 olarak gerçekleşmişti.

• Türkiye yüzde 20'ler ile dünya genelinde enflasyonun en yüksek olduğu 8. Ülke konumuna yükseldi. Türkiye'nin rakipleri; Liberya, Angola, Sierra Leone gibi ülkeler oldu.

• 2018 Temmuz ayından bugüne mutfak harcamalarında artış 700 TL'yi aştı. Açlık sınırı 2500 TL'yi geçti.

OHAL KOMİSYONU MAĞDURİYET NOTERİ OLDU

Haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan ve hatta büyük çoğunluğu herhangi bir adli soruşturma bile geçirmeyen yüzbinlerce insanın OHAL dönemi KHK'larıyla işlerinden atılmasının etkileri devam ediyor. KHK'lılar AKP eliyle yıllardır adeta sivil ölüme mahkûm ediliyor. Mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla oluşturulan OHAL komisyonu ise amacını gerçekleştirememekte ve mağduriyetleri onaylayan bir noter işlevi görmektedir. Bir buçuk yılı aşkın süredir görev yapan Komisyona 28 Haziran 2019 itibariyle yapılan 126.200 başvurunun yalnız 77.900'ü karara bağlandı ve bunların sadece 6.000'i kabul edildi. Başka bir ifadeyle söylersek, OHAL Komisyonu, başvuruların %93'ünü reddetti.

KHK'LILARIN PASAPORTUNA EL KOYMAK MAFYACILIKTIR

KHK'lıların pasaportlarına herhangi bir hukuki gerekçe olmaksızın el konulması ve bu vatandaşlarımızın seyahat özgürlüklerinin keyfen kısıtlanması, devletin hukuki gerekçelerle değil mafya refleksleriyle hareket ettiğini göstermektedir. Böyle keyfi bir uygulamanın OHAL sonrasında geçen 1 yılı aşkın sürede de hala çözülememiş olmasının hiçbir mantıklı açıklaması yoktur. Bu konuda çözümsüz geçen her saniye, Türkiye hukuk sistemi açısından büyük bir utanç yaratmaktadır. Anayasa'ya ve yasalara açıkça aykırı olan bu tarz uygulamaların sürdürülmesi ise OHAL'in fiiliyatta hala devam ettiğinin apaçık birer kanıtı gibidir.

KHK'LILAR İNTİHARA SÜRÜKLENİYOR: EN AZ 46 KHKLI İNTİHAR ETTİ

KHK'lıların yaşadıkları mağduriyetlerin düzeltilmesi için hiçbir adım atılmaması KHK'lıları çözümsüz bir umutsuzluğa sürüklemektedir. Günlük hayatta maruz kaldıkları baskının yanı sıra, haksız ve hukuksuz bir şekilde işlerinden atılan insanlar ya hiç iş bulamamakta ya da son derece zor şartlarda çalışmaktadır. Bu umutsuzluk ve zor şartlarda yaşama zorunluluğu KHK'lıları intihara sürüklemektedir. KHK'lıların önemli bir kısmı intihar etmeyi düşünmektedir. Aşağıdaki tabloda da görülebileceği üzere bu kişilerden en az 46'sı intihar etmiştir. Elbette bu rakamların basına yansıyan rakamlar olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle gerçek rakamların 46'dan çok daha fazla olduğu aşikardır.







Necmi Akman


Manisa


Kaymakam


20.07.2016




Mutlu Ç.


Ankara


Komiser Yrd


20.07.2016




Muhammet Mertoğlu


Bartın


İlçe Emniyet Müdürü


22.07.2016




Levent Önder


Siirt


Yarbay


22.07.2016




Halil Gök


Düzce


Polis Memuru


22.07.2016




İsmail Çakmak


İstanbul


Yarbay


23.07.2016




Mithat Aynacı


İstanbul


İst.E. Şb. Müdürü


25.07.2016




Vedat Savlu


Isparta


İş Adamı


2.08.2016




Ahmet Beşli


Hatay


Emniyet Amiri


10.08.2016




Ömer Çubuklu


İzmir


Cezaevi Memuru


1.09.2016




Mustafa Güneyler


Bilecik


Öğretmen


4.09.2016




İzzet Akdağ


Mersin


Polis Memuru


4.09.2016




Seyfettin Yiğit


Bursa


Cum. Savcısı


6.09.2016




Ali Derebaşı


Kayseri


Anaokulu Müdürü


16.09.2016




Emrah Oğuz


Bayburt


Polis Memuru


3.10.2016




Adem Tıraş


Mersin


Polis Memuru


4.10.2016




Burak Açıkalın


Ankara


İDB Mühendis


10.10.2016




Önder Irmak


Eskişehir


Kıdemli Astsubay


10.10.2016




Hasan Taştan


Mersin


İmam


11.10.2016




Enver Şentürk


Adıyaman


Gardiyan


13.10.2016




Hakkı Topal


Çorum


Polis Memuru


21.10.2016




Cahit Korkmaz


Bursa


Polis Memuru


25.10.2016




Hasan Hüseyin Can


Hatay


Polis Memuru


30.10.2016




İrfan Kızılarslan


Tokat


Albay


5.11.2016




Mehmet Karadoğan


Muğla


Öğretmen


18.11.2016




Behçet Emdi


Karabük


Öğretmen


19.11.2016




Hayrullah Tamtürk


Sakarya


Komiser Yard.


21.11.2016




Ergülü Yıldız


Çorum


Okul Müdürü


24.11.2016




Mehmet Oldum


Çorum


Polis Memuru


21.12.2016




Sadullah K.


İstanbul


Polis Memuru


8.01.2017




Zeki Cezayirlioğlu


Karabük


Polis Memuru


15.01.2017




Fatih Ezber


Trabzon


Başkomiser


3.02.2017




Orhan Çetin


İzmir


Doktor


19.02.2017




Hasan Orhan Ç


İzmir


Asistan Dr.


19.02.2017




Mehmet Fatih Traş


Adana


Dr. Akademisyen


25.02.2017




Mustafa Sadık Akdağ


Ordu


Yard. Doç Dişçi


28.02.2017




H.E


Ankara


Polis Memuru


27.04.2017




Y.Y


Osmaniye


Komiser


27.04.2017




Durmuş Ali Çetin


İstanbul


Polis Memuru


19.08.2017




Sevgi Balcı


Isparta


Hemşire


27.08.2017




Selim Gündoğdu


Samsun


Öğretmen


19.11.2017




Ali B.


Kahramanmaraş


Astsubay


23.03.2018




Fatih Uğur Koştan


İzmir


Yüzbaşı


18.04.2018




Fatih Ç


Kahramanmaraş


Polis Memuru


1.07.2018




Said İnam


Zonguldak


Avukat


15.04.2019




Canan D.


Denizli


Öğretmen


18.06.2019







TERAZİSİ BOZULAN YARGI OHAL'DEN SONRA DA DÜZELMEDİ

15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişiminin ardından 20 Temmuz'da ilan edilen OHAL Temmuz/2018'de sona erdi ancak Yargının bu süreçte orantısız şekilde bozulan terazisi, OHAL'siz geçen son 1 yılda düzelmedi. Darbe girişimini gerekçe göstererek kendini korumaya almaya çalışan AKP Hükümeti, bireysel hak ve özgürlükleri geri dönüşümsüz şekilde ihlal etmeye devam etti. OHAL fırsatçılığıyla başlayan darbe hukuku, kendine muhalif ve "tehlikeli" gördüğü her kişiyi ve unsuru etkisiz hale getirmek için Devlet erkini hukuksuz ve ölçüsüz şekilde kullandı.

Barış Akademisyenleri, Cumhuriyet, Sözcü, Gezi Davası, ÇHD davası ve son yıllarda görülen daha pek çok dava muhaliflerle hesaplaşmaya ve cadı avına dönüştü. Akademisyenlerin, gazetecilerin, legal siyasi parti Milletvekillerinin ve yöneticilerinin, Belediye başkanlarının, avukatların, iddianameleri dahi olmadan yıllarca tutuklandığı, sayısız davalara maruz kaldığı, "suç" tanımı dahilinde olmayacak delilsiz gerekçelerle yargılandığı bir ortamda, yargının en temel argümanı kalıcı olarak yer değiştirdi. "Suçun ispatı" kavramının "suçsuzluğun ispatı" şekline dönüşmesi, kişileri temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bıraktı. Yüzlerce kişi "düşünce özgürlüğü" kapsamında sayılacak paylaşımları nedeniyle "Cumhurbaşkanına Hakaret"ten yargılandı, tutuklandı. İnsanlar "Tutukluluk" kavramının özüne ve maksadına aykırı biçimde yıllarca Cezaevlerinde "tutsaklık" yaşamaya mecbur bırakıldı.

Yargı bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı, suçun şahsiliği gibi, Hukuk Devleti olduğunu iddia eden bir ülkede olmazsa olmaz en temel ilkeler ihlal edildi. Bu ihlaller geldiğimiz son noktada, hükümet yetkililerince dahi ifade edilen, şaibeli kararlara ve yargıya olan güvenin temelinden sarsılmasına sebep oldu.

Darbe girişimi sonrası FETÖ'den toplam 500 bini aşan kişiye adli işlem yapıldı. Halen FETÖ'den soruşturma aşamasındaki dosya sayısı 79 bin 437, yargılama aşamasındaki dosya sayısı da 47 bin 355'tir. Açılan FETÖ davalarından da 68 bin 606 kişinin yargılaması devam etmektedir.

5 Temmuz itibarıyla FETÖ'den tutuklu sayısı 7 bin 882, hükümlü sayısı 21 bin 605 olmak üzere toplam 29 bin 487 kişi Cezaevlerindedir.

Ancak, tüm bunlara karşın FETÖ'nün siyasi ayağından bir tek kişi dahi tutuklanmamış, soruşturma geçirmemiştir. FETÖ'yü besleyen, büyüten, Yargıda, Askeriyede, Devlet Kurumlarında kadrolaşmasının yolunu açan, bizzat suç ortaklığı yapan hiçbir siyasi yargılanmamıştır.

Gelinen bu noktada, FETÖ terör örgütü ile mücadelenin samimiyeti sorgulanır hale gelmiştir. İlgisi olmayan birçok kişi bedel ödemiş, ancak suç ortaklığı yapanlarsa taltif edilmiş yeni makamlar ve görevlere layık görülmüştür. İstişare kurullarına, Banka Yönetim Kurullarına, Devletin çeşitli kurumlarına yönetici olarak atanmışlardır. Öyle ki, FETÖ lideriyle aynı karede diz çöküp fotoğraf verenlere bakıldığında, bu fotoğraf neredeyse liyakat belgesi haline gelmiştir.

CEZAEVLERİ TARİHTEKİ EN YÜKSEK DOLULUĞA ULAŞTI

OHAL'in ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren Cezaevleri, insanları işledikleri suçların cezasını çektikleri yerler olmaktan çıkarılıp, "terbiye" edildikleri yerler haline getirilmiştir. FETÖ ile koşulsuz mücadele için kılıçlarını bileyenler, muhaliflerin kellesini uçurmaya adeta yemin etmişlerdir.

Uzun tutukluluk süreleri ve pek çok davada şüphelilerin tutuklu olarak yargılanması Türkiye cezaevlerinde yeni bir tablonun da oluşmasına neden olmuştur. Türkiye'de 2015 yılında cezaevindeki kişilerin sadece yüzde 14,6'sı tutuklulardan oluşurken, bu oran 2019'da yüzde 34'e yükselmiştir.

Bugün cezaevlerinde 208 457'si hükümlü, 55 574 kişisi tutuklu olmak üzere toplam 264 031 kişi bulunmaktadır ve pek çok cezaevi kapasitenin üzerinde bir doluluğa sahiptir. Bu rakam, birçok ilin nüfusundan fazladır. Türkiye'deki 353 Cezaevinin toplam kapasitesi 218 bin 950 olmasına rağmen 50 bine yakın fazla mahkûm barındırmaktadır. 15 Temmuz öncesinde de doluluk oranı yüksek olan Cezaevleri, 15 Temmuz'dan sonra %121 doluluk oranına ulaşmıştır. Ancak görülen o ki, Hükümet bu durumu düzeltmek için uzun tutukluluğu sona erdirmeyi ya da yargısal süreçleri sulandırmadan hızlandırmayı düşünmemektedir. Tam aksine çözümü 137 yeni Cezaevi yapmakta bulmuştur. Ülkedeki her sorunu inşaat yaparak çözebileceğine inanan AKP, yargı sorununu da böylece çözüme kavuşturmayı ummaktadır. Ancak sayıları her yıl artan cezaevleri, Türkiye'de adalet sisteminin bir parçası olmaktan çıkıp, yandaş müteahhidi zengin etme aracına dönüşmüştür. Çözüm daha çok cezaevi inşa etmek değil, yerle bir edilen yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesidir.

"Yargı reformu" adı altında getirilmesi planlanan infaz rejiminde değişiklik teklifi hazırlığı da binlerce kişiyi ümitle beklentiye sokmuş, ancak o da fos çıkmıştır. Umutlarını başka bahara ertelemek zorunda bırakılan insanlar, AKP'nin umurunda değildir. Onları endişelendiren ve kendi içlerinde de tartışmalara sebep olan şey, bırakmak istemedikleri ve zorla tutsak ettikleri "kimilerinin" de bu kapsamdan yararlanması ve çıkması endişesidir. Yargı kararlarına karşı kanun yolu güvencesinin artırılabileceği, 5 yılın altında kalan cezalar için kararların Yargıtay'ın temyiz incelemesine açılabilmesi planı, en çok Cumhuriyet gazetesi yazarlarının yargılandığı davayı etkilemesi ve tahliyeleri gündeme getirmesi ile ve FETÖ davalarına da örnek olabileceği yönünde AKP içinde tartışmalara sebep olmuş ve rafa kaldırılmıştır. Oysa, yargı güvenirliği, hiçbir terör örgütü ile mücadele için yahut muhaliflere silah olarak kullanmak için feda edilemeyecek bir güvencedir. Herkesin adil yargılanma hakkını savunmak temel çıkış noktası olmalıdır.

TUTUKLU BASIN

Son yıllarda gazeteciler üzerinde artan baskılar, medyanın iktidar kontrolüne geçmesi, 142 gazetecinin tutuklu olması ülkede basın özgürlüğünü bitme noktasına getirmişti. Ancak özellikle 20 Temmuz 2016'da başlayan OHAL ve sonrası süreçte, "terör örgütüyle mücadele" adı altında "basın özgürlüğü ile mücadele" süreci başlamıştır. Gazeteciler "gazetecilik" yaptıkları için tutuklanmış, sorgulanmış, tekrar tekrar davalara maruz kalmışlardır. Tutuklanmayanlarınsa basın kartları iptal edilmiş, gazeteciler mobbing ve hükümet ve patronaj baskısı nedeniyle işsizlikle yüz yüze kalmıştır. Ekranlar önünden tehditlere maruz kalmış ve saldırılara uğramıştır.

OHAL bitse de basın özgürlüğüne dair aslında hiçbir şey değişmemiştir. Son bir yıl içerisinde yaşananlara baktığımızda dahi gazetecilerin üzerindeki baskının yoğunluğunu görebiliriz.

Geçtiğimiz son bir yılda, 74 gazeteci çeşitli suçlardan dolayı toplamda yaklaşık 256 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 3 gazeteci hakkında müebbet hapis cezasına hükmedildi. 142 gazeteci halen Cezaevlerinde tutuklu ve özgürlüklerinden mahrum şekilde yaşamaya mecbur edildi.

Son bir yıl içerisinde gazetecilere yaptıkları haberlerden dolayı toplamda yaklaşık 170 milyon TL adli para cezası verildi veya tazminata mahkûm edildiler. Sadece 18 gazeteci davalardan beraat etti. Bu rakam, davası sonuçlanan gazetecilerin yaklaşık yüzde 19'una tekabül ediyor. Yani davası sonuçlanan her 5 gazeteciden 1'i beraat ederken, 4'ü ceza aldı.

Gazetecilere isnat edilen suçlara baktığımız da ise yüzde 42'lik kısmı propaganda suçu, yüzde 16'lık kısmı örgüt üyeliği suçu, yüzde 13'ü kamu görevlisi ve cumhurbaşkanına hareket suçu, yüzde 6'sını ise terör örgütüne yardım suçu, kalan yüzde 23'lük bölümü ise halkı kin ve düşmanlığa tahrik, sosyal medya paylaşımları, hedef gösterme, dini değerleri aşağılama, gizlilik ihlali gibi çeşitli suçlardan oluşmaktadır. Bu suçlamalara ilişkin yargılamalarda ise gazeteciler, "Gazetecilik suç değildir" diyerek, yazdıkları yazıları, yaptıkları yorumları savunmak zorunda bırakılmıştır. Oysa ki Adalet Bakanlığı yetkilileri, ceza infaz kurumlarında salt basın faaliyeti dolayısıyla herhangi bir hükümlü ve tutuklu bulunmadığını öne sürmekte; ancak davaların içeriğine bakıldığında, çok büyük bir yüzdesinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle açıldığı görülmektedir.

Son bir yıl içerisinde 20 gazeteci görevleri esnasında veya yaptıkları haber ve paylaşımlarından dolayı gözaltına alınmıştır. Gazeteciler, geçtiğimiz yıl çok sayıda fiziksel ve sözlü şiddete ve tehdide maruz kaldılar. Hükümet yetkilileri tarafından hedef gösterildiler. Buna karşın gazetecilerin mağdur taraf olduğu dosyalar takipsizlik ve cezasızlıkla sonuçlanmıştır.

Basın Kartı Yönetmeliği değiştirilerek gazetecilerin basın kartı almasını zorlaştıran düzenlemeler yapılmış, son üç yılda bin 954 gazetecinin basın kartı da iptal edilmiştir.

Basın Kartları Komisyonu yaklaşık bir yıldır toplanmayarak yeni kart başvurusu ve sürekli basın kartı başvurusu yapan yüzlerce gazeteciyi mağdur etmiştir.



OHAL'den sonraki 3 yılda gelinen son noktada;

Cumhuriyet gazetesi yazarları "gazetecilik" yaptıkları için hala hapiste,

Şiddete karışmamış 142 gazeteci hala hapiste,

Gezi davasından hiçbir belge ve delil olmayan iddianamesiyle Osman Kavala hala hapiste,

Avukatlar, avukatlık yaptıkları için hala hapiste,

Eren Erdem hala hapiste,

Bir siyasi partinin Genel Başkanı ve Milletvekilleri hukuksuz olarak hala hapiste…

OHAL resmiyette 1 yıl önce bitmiş olsa da fiili olarak yaşanmaktadır. OHAL, tüm kurum ve kurallarıyla kalıcı hale getirilmiştir.

CHP Basın Birimi


571
Okunma